Hava Durumu

Sıra Türkiye'ye mi geliyor?

Yazının Giriş Tarihi: 04.03.2026 01:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.03.2026 02:30


SIRA TÜRKİYE'YE Mİ GELİYOR?

2000’li yılların başından bu yana Ortadoğu’ya baktığımızda tablo net: Saddam Hussein Irak’ta devrildi, Muammar Gaddafi Libya’da linç edildi, Omar al-Bashir Sudan’da koltuğunu kaybetti, Ali Abdullah Saleh Yemen’de devre dışı kaldı, Bashar al-Assad Suriye’de ülkesini iç savaşın içine sürükledi, İran’da ise dini lider Ali Khamenei üzerindeki baskılar giderek arttı.

Büyük Ortadoğu Projesi olarak anılan süreçte yaşananların ortak paydası şu: Krizler derinleşti, ülkeler zayıfladı, bazıları fiilen bölündü. Zaten projenin konuşulmayan hedefinin, bölgede güçlü ve bütün halde devlet bırakmamak olduğu uzun zamandır dile getiriliyor.

Gelelim Türkiye meselesine. Son dönemde, özellikle Donald Trump döneminde Ankara–Washington hattının yeniden stratejik bir zemine oturduğu yorumları yapılıyor. Bunun nedeni basit: Onca darbe girişimi, ekonomik türbülans ve bölgesel çatışmaya rağmen Türkiye’nin ayakta kalması. Üstelik güçlü bir orduya sahip, savunma sanayisine yatırım yapan ve devlet refleksi olan bir ülke olarak yoluna devam ediyor. İç siyasette tartışmalar olabilir; fakat küresel güçler açısından mesele çoğu zaman ideolojik değil, jeopolitiktir.

Peki İran’da olası bir rejim ya da politika değişimi yaşanırsa, sırada Türkiye mi var?

İsrail’in eski başbakanı Naftali Bennett “Türkiye tehdittir, ikinci İran’dır” diyor. Eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin ise “Ankara 2036’da, Tahran 2026’daki gibi mi olacak?” sorusunu ortaya atıyor. Bu söylemler dikkat çekici; ancak Türkiye’yi İran, Irak ya da Libya ile aynı kategoriye koymak gerçekçi değil.

Türkiye bir NATO ülkesi. Batı bloğunun parçası. Liderini sandıkla belirliyor. Devlet politikası, kurumsal olarak İran’daki gibi ideolojik bir ABD ya da İsrail karşıtlığı üzerine kurulu değil. Bu kritik bir fark. Bugün İsrail açısından kişisel düzeyde en sert muhatap olarak görülen isim Recep Tayyip Erdoğan olabilir; fakat bu, devletin tüm yöneliminin aynı çizgide olduğu anlamına gelmez.

ABD açısından Türkiye’nin “kontrol edilemez bir tehdit” olduğu iddiası da fazla iddialı. Müttefiklik, aynı zamanda karşılıklı denge ve denetim mekanizmasıdır. Türkiye’nin tamamen Batı’dan koparak İran benzeri bir izolasyon sürecine girmesi, mevcut jeopolitik gerçeklikte rasyonel görünmüyor.

İsrail cephesinden bakıldığında ise farklı bir algı söz konusu olabilir. Bölgesel güç dengesi içinde Türkiye’nin askeri kapasitesi, ekonomik potansiyeli, tarihsel derinliği ve kültürel etkisi hafife alınacak unsurlar değil. Ancak bu tabloyu “sıradaki hedef Türkiye” paranoyasına dönüştürmek de sağlıklı değil.

Soğukkanlı olmak gerekiyor. Hamasi söylemlerle değil, gerçekçi analizlerle düşünmek şart. Türkiye ne İran’dır ne Irak ne de Libya. Kendi dinamikleri, kurumsal geleneği ve toplumsal yapısıyla özgün bir ülkedir. Bunu bölgedeki tüm aktörler de biliyor.

Özetle: Ortadoğu’da senaryolar bitmez. Fakat her ülkeyi aynı şablona yerleştirmek stratejik okuma değil, kolaycılıktır. Türkiye’nin yakın vadede İran benzeri bir kader yaşayacağına dair güçlü bir veri yok.

Belki de asıl soru şu olmalı: Bölgesel fırtınaların ortasında herkes başkasının akıbetini tartışırken, kendi geleceğini yeterince sorguluyor mu?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.